FARKLI ÜLKELER VE OKUL ÖNCESİ EĞİTİMDE FARKLILIKLAR

2006-10-20 08:31:00

Giriş

Bugün bilindiği kadarıyla Batı dünyasında çocuk bakımı ve gelişimi programlarının ortaya çıkışı on sekizinci yüzyıl sanayi devrimine eşlik eden değişimlerde yatar.

Sanayi öncesinin büyük ölçüde kırsal ve tarıma dayalı toplumlarında çocuklar, genellikle parçalanmamış ve geniş aileler içinde bulunurlardı. Bu kırsal kesimdeki çocukların sosyalleşmesi, topluluk değerlerinde genellikle fikir birliği bulunan, göreli olarak sınırlı ve değişmeyen bir dünyada gerçekleşiyordu.

Kırsal ortam, çocuklara keşfedilecek mekânlar ve uyarıcı bir çevre sağlıyordu. Çocukların bakım sorumluluğu kesin bir şekilde kadınlara aitti ve kadınların işleri, bebeklerini emzirmelerine ve ilk yıllarında onlarla doğrudan ilgilenmelerine olanak sağlıyordu. Geniş aileler vardı ve daha büyük çocuklardan çocuk bakımında yardımcı olmaları bekleniyordu. Gerçekten de çocuklar yetişkinler dünyasına çok çabuk giriyorlardı ve bir anlamda bugün olduğu gibi ayrı bir “çocukluk” dönemleri yoktu. Tıpkı bizim ülkemizde de olduğu gibi kırsal kesimde oldukça zor koşullarda bir yaşam sürüyordu.

Sanayileşme ve kentlere göç ile birlikte değerlerde, yaşam koşullarında, aile yapısında ve çalışma düzeninde değişiklikler meydana geldi. Yeni koşullar çalışan annelerin çocuklarının bakım ihtiyacını da beraberinde getirdi. Bu koşullar, aynı zamanda yeni annelik-babalık becerileri ve farklı bir sosyalleşmeyi gerektiriyordu. Eski çocuk bakım ve gelişim alışkanlıkları değişim ortamında yeterli değildi.

Farklı düzeydeki çocuklar için farklı programlar geliştirildi ve televizyonun da yayılmasıyla dünya global bir köye dönüştü. 20. yüzyıl boyunca gerçekleşen iletişim devrimiyle bilgiler kırsal bölgelere dahi iletişim araçları sayesinde ulaştı.

1980’li yıllarda üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda hüküm süren ekonomik sorunlar, ne çeşit olursa olsun eğitim programlarının yaygınlaştırılmasına çok az olanak tanıyordu. Genelde kaçınılmaz hâle gelen ekonomik düzenlemeler, sağlık ve eğitim gibi sosyal sektörlerin aleyhine işledi. Çocukları yaşatmaya yönelik sağlık programlarının vurgulanması yüzünden erken çocukluk yıllarındaki psiko-sosyal gelişimle ilgilenen programlara büyük ölçekli destek yapılmadı.

Image Hosted by ImageShack.us

Bu engellere rağmen belirli ülkelerde çocuk bakımı programlarında ve okul öncesi eğitim sektöründe bir büyüme gözlenmiştir. Bazı ülkeler büyük ilerlemeler kaydetmişlerdir ve yaratıcı, bazen de yaygınlaşmış programlara sayısız örnek geliştirmişlerdir.  Ancak dünya geneli düşünüldüğünde durum hâlâ yeterli olmaktan çok uzaktadır. Genel durum kanıtlara dayalı olarak şöyle görülmektedir.

1- Çoğu ülkede erken çocukluk dönemi bakım ve gelişiminin belirgin ve örgütlü programlarla kapsanma durumu hâlâ göreli olarak düşüktür. Bu durum özellikle Sahra’nın güneyindeki ülkeler için geçerlidir.

2- Birçok proje ve program, yaratıcı ve etkili olsa da “önemli bir biçimde yaygınlaştırılmamış pilot çalışma” veya “yaparak gösterme” faaliyetleri düzeyinde olmayı sürdürmektedir.

3- Programların, özellikle daha fazla kamusallaşmış programların, dağılımı bir iyileşme gösterse de hala kentlerde uygulanması tercih edilmektedir.

4- Çocuklara üç yaşından önce, özellikle bir ve üçüncü yaşlar arasında ulaşmak, bir savaşım olmaya devam etmektedir. Hem çocukların, hem de çalışan annelerin ihtiyaçlarını dikkate alan gündüz bakım evleri, hem yaygınlık hem de nitelik açısından çok düşük düzeyde kalmaya devam etmektedir.

5- Anne-babalara destek ve eğitim sağlayan programlar özellikle erken gelişimin psiko-sosyal ögeleriyle ilgili olarak-bazı ülkelerde belirgin bir biçimde artmışsa da bazı ülkelerde nerdeyse hiç bulunmamaktadır. Ayrıca, bu programlarda bilgiyi yeniden oluşturmak ve genişletmek yerine empoze etme eğilimi hâkimdir.

6- Birçok “gönüllü” program, ilk heyecan noktasını geçmiş ve programları başlatmak için son derece önemli olan gönüllü ruhu zayıflamıştır. Bu programlar, hala kamudan maddî destek görme hususunda hak sahibi olarak kabul edilmemektedir ve yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.

7- Çoğu kez programların niteliği düşüktür ve dolayısıyla çocuklar üzerindeki etkileri de en düşük düzeydedir. Bazı başarılara ve artan bilince karşın hâlâ çocuğa bütünleşmiş ilgi ile çocuk gelişimi programlarındaki ögeleri bir araya getirmek, bir mücadele gerektirmektedir.

Bu noktalar, alanın önemli ölçüde büyüdüğünü, ancak, hâlâ çok kırılgan bir yapıda olduğu ve hem kazanılanları korumak, hem de belli başlı boşlukları doldurmak için daha çok ilgiye muhtaç bulunduğu sonucunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Farklı Ülkelerde Okul Öncesi Eğitim

Üçüncü dünya ülkelerinde çocuk bakım ve gelişiminin ayrıntılı ve kapsamlı bir tarifini yapmak olanaksızdır. Bunun en az iki temel nedeni bulunmaktadır. Birincisi, çocuk bakımının önemli bir bölümü o kadar örgün değildir ve herhangi bir istatistikte yer almaz. İkincisi ise, çocuk bakımı, sadece bakım ve gelişimle ilgili ulusal ve uluslar arası kuruluşların dikkatinden kaçmakla kalmaz, ayrıca, üretken bir faaliyet olarak ulusal ekonomik hesaplamalarda da görünmez. Daha örgütlü programlar arasında bile çeşitlilik o kadar fazladır ki hiçbir istatistik, alanı tam olarak aktaramaz.

Alanı layıkıyla kapsamak için sadece işler halde olan merkezlerin sayısı hakkında  bilgilerin değil, aynı zamanda ev ziyaretleri, anne-baba eğitim programları, kadınların gelir elde etme projeleri çerçevesindeki çocuk bakımı, toplumdaki bakım ve gelişim programları ve özürlü çocuklar için programlar hakkında bilgilerin de dahil edilmesi gerekir. Ayrıca, eğer gelişimde gerçekten bütüncül bir yaklaşım söz  konusu ise, bütün sağlık ve beslenme, erken bakım ve eğitim programları da kapsanmalıdır. Topluluk, bölge ve ulus düzeyinde çalışan çeşitli kamu ve özel kuruluşların kalkınmanın farklı yönlerini vurgulayan programlardan sorumlu olduklarını düşünürsek bu iş gerçekten çok zor bir hâle gelir.

Örneğin Brezilya’nın Sao Paulo Metropolitan alanında başlıca dört programı, federal hükümet, altı  programı eyalet ve üç programı da belediye yürütmektedir. Bu on üç farklı kamu kuruluşunun her biri oldukça farklı modellerle çalışmaktadır. 0-6 yaş için “tam bir kreş”,  2-6 yaş için “tam bir anaokulu”, 5-6 yaş için “ana sınıfı”  yine 2-6 yaş için tam bir anaokulunun daha az yaygın bir şekli olan “acil durum anaokulu” ve 0-6 yaşlar için “acil durum kreşleri” bulunmaktadır. Bunlara ek olarak “bebek parkları” ve özel işletmelerde örgütlenen ve 0-6 yaşlar için olan “çocuk bakımı merkezleri” vardır. Öğretmenler için ulusal bir müfredat yoktur. Öğretmenler okul öncesi uzmanlığı için bir yıllık ek eğitim alırlar.

Image Hosted by ImageShack.us

 

UNESCO’nun periyodik olarak yayınlanan eğitim istatistiklerinde okul öncesi eğitim ile ilgili bilgi bulunmaktadır. Ancak bu rakamlar her zaman örgün eğitimde olmayan programları kapsamamaktadır. Bu nedenle UNESCO rakamları sadece bir zemin sağlamakta veya erken çocukluk dönemi eğitim programlarının kapsamı hakkında asgarî bir fikir vermektedir.

İstatistiklerin içerdiği programlar ülkeden ülkeye çok fazla farklılık gösterdiği için ülkeler arasında sağlıklı bir karşılaştırma yapmak imkânsızdır. Örneğin, Fas’ta okul öncesi Kur’an okulları, Kenya’da topluluk okulları ve Nijerya’da seçkinler için örgün anaokulları vardır.

1979’da Uluslararası Çocuk Yılı ile başlayan gelişim 1989’da Birleşmiş Milletlerin Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalaması ile giderek hız kazanmıştır. Savaşı yaşayan Angola, İran ve Lübnan’da bir büyüme sağlanamamış, diğer birçok ülkede bu eğitim programlarına katılan çocukların sayısı gittikçe artmıştır. Örneğin Burkina Faso ve Dominik Cumhuriyeti’nde 5 kat, Umman’da 6 kat, Brezilya’da 2 kat, Tayland’da ise neredeyse 3 kat bir sıçrama görülmüştür. Endonezya, Çin ve Hindistan gibi en kalabalık ülkelerde oldukça düşük oranlarda okullaşmanın olduğu görülürken Bangladeş, Pakistan ve Nijerya’dan veri sağlanamamıştır.

Bu istatistikler okula kaydolan çocuklar arasında kızların yüzdesinin % 45 veya daha yukarı olduğunu söylemektedir. Bu, okul öncesi programlarının olası bir eşitleyici etkisi olduğunu göstermektedir.

Bunun yanı sıra üçüncü dünya ülkelerinde hâlen okullaşma oranının düşüklüğü ve birçok yerde kentler lehine bir yanlılık olduğu vurgulanmaktadır. Ayrıca bildirilen programların yarıdan fazlasının ücretli programlar olduğu da görülmektedir.

Asya Kıtasında;

Çin’de 3-6 yaşlar için okullaşma oranı 1988’de % 24’e,

Sri Lanka’da 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,

Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı % 15’e,

Filipinler’de 0-5 yaşlar için okullaşma oranı %24’e,

Vietnam’da 0-3 yaşlar için okullaşma oranı % 30’a

Vietnam’da 3-6 yaşlar için okullaşma oranı % 35’e ,

Hindistan’da okullaşma oranı % 35’e,

Laos’ta  ise 4-6 yaşlar için okullaşma oranı % 4’e ulaşmıştır.

Afrika Kıtasında;

Kenya’da 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 20,

Benin’de 3-5 yaşlar için okullaşma oranı % 1,

Botswana’da 2,5-6 yaşlar için okullaşma oranı % 2,6 dır.

Genel olarak Latin Amerika ve Asya ülkelerinin örgütlü programlar bakımından Afrika ülkelerine göre daha büyük ilerleme kaydettikleri görülmektedir. Bu sonuçlardan ayrıca erken çocukluk dönemi bakım ve gelişimine yeterli önceliği vermek veya önemli bir program veya programlar dizisi başlatmak için bir ülkenin zengin olması veya büyüyen bir ekonomiye sahip olması gerekmediği de açıkça görülmektedir.

Image Hosted by ImageShack.us

UNICEF ve UNESCO raporlarından hükûmetlerin, sivil toplum örgütleri ve uluslar arası kuruluşların bakım ve gelişimin örgütlenmesi ve desteklenmesine ne düzeyde yardımcı oldukları konusunda açık bir bilgi edinilememiştir. Anne-baba ve yetişkin eğitimi programlarına ilişkin de çok az bilgi bulunmaktadır. (Myers, 1996).

Diğer bazı kaynaklar incelendiğinde bazı ülkelerde okul öncesi eğitimin durumu konusunda aşağıdaki bilgiler derlenmiştir:

İsrail’de  zorunlu eğitim yaşı 5-16’dır. 3-4 yaşları arasındaki çocukların % 90’ından fazlası okul öncesi eğitimden yararlanmaktadır. Ülkede kreş ve gündüz bakımevleri, anaokulları ve Kibbutz’lardaki anaokulları olmak üzere 3 farklı yapıda okul öncesi eğitim kurumu bulunmaktadır.

Norveç’te ilk gündüz bakımevi 1837 yılında kurulmuştur. Günümüzde farklı sosyo-ekonomik düzeydeki aileler için 3 farklı yapıda (farklı sürelerle açıklar, sadece bakım veya hem bakım hem eğitim amaçlı olabilmektedirler) gündüz bakım kurumları vardır. Bu kurumlar Çocuk ve Aile İşleri Bakanlığına bağlıdır. Çocukları yaşama hazırlayıcı oyunlar, serbest yaratıcı faaliyetler ön plandadır. Kurumlar kendi kendilerini değerlendirmek zorundadır. Formal bir denetleme ve değerlendirme yoktur. Ayrıca bu kurumlar yerel sanat, sosyal ve spor kuruluşları ile işbirliği hâlindedir.

Kanada’da çocukların yarısından fazlası bu eğitimi almaktadır. Bu kurumlar sosyal hizmetlere ya da bölgesel bakanlıklara bağlı olarak çalışmaktadır.

Hükûmet düşük gelirli ailelere çocuklarını bu kurumlara verebilmeleri için maddî destek sağlamaktadır. Bu ülkede dört tip kurum vardır. Tipik kreş ve gündüz bakımevi, ailede günlük bakım, tam günlük anaokulu ve lisanslı aile günlük bakımı. Ayrıca çift dile sahip çocuklar için de özel programlar düzenlenmektedir.

Japonya’da gelenek ve göreneklerine uygun karakter eğitimine önem veren anaokulları savaş öncesinde açılmıştır. Özel grup, dernek veya yerel yönetimler de kurum açabilmektedir. Anaokulları devletin ya da yerel yönetimlerin doğrudan kontrolü altındadır. İki farklı eğitim kurumu vardır. 3-6 yaş arasındaki çocukları ilkokula hazırlamayı amaçlayan genellikle özel ve yarım günlük kurumlar ve hükûmet destekli olan tam günlük kurumlar. Çocukların % 90’ından fazlası ilkokula gitmeden önce bu programlardan birine gitmektedirler.

Avusturya’da 3-5 yaşlarındaki çocukların % 32’si yarım günlük okul öncesi eğitim kurumuna, % 20’si ise çocuk bakım merkezlerine gitmektedir. Anaokulları 1820’den itibaren görülmeye başlanmış ve Montessori, Pestalozzi ve Frobel’in fikirlerinden etkilenerek programlar oluşturulmuştur. Bu eğitim zorunlu değildir, okuma-yazma çalışmaları, konuşma, çevre, aritmetik, müzik, sanat, beden eğitimi ve trafik eğitimine önem verilmektedir. 6 yaş zorunlu okula başlama yaşıdır. Her sınıfta bir öğretmen ve bir de yardımcı bulunur. Öğretmenler önlisans mezunu olmak zorundadırlar, tam gün ve haftada 40 saat çalışmaktadırlar. Her sınıfta 25-28 çocuk olabilmekte, sınıflar aynı yaş ve karma yaş gruplarından oluşmaktadır.

Image Hosted by ImageShack.us

 

İsviçre 26 karton-bölgeye ayrılmış olduğu ve her karton özerk bir şekilde yönetildiği için ulusal bir aile eğitimi politikası yoktur. Her karton kendi ihtiyacını belirleyip ona göre politikasına yön vermektedir. İsviçre’de annelerin % 74’ü çalışmaktadır ve büyük çoğunlukla yarı zamanlı olarak çalıştıkları için okul öncesi çocukların da büyük çoğunluğu yarım günlük okullara gitmektedir. Çocuk bakımı özel organizasyonlarca yürütülmektedir ancak hâlâ nicelik nitelikten önce gelmektedir.

Kore’de anaokulları (3-5 y.) Eğitim Bakanlığı’na; gündüz bakım merkezleri (0-6 y.) ise Sağlık ve Refah Bakanlığı’na bağlı olarak çalışmaktadır.

Ana okulları 4, 6 ve 8 saatlik programlarla 3 farklı hizmet verirken gündüz bakım merkezleri 12 saat hizmet vermektedir. 3 ve 4 yaşların anaokuluna gitme oranı % 16,2 iken beş yaşların oranı % 42,8’e ulaşmıştır. Anaokullarının çok büyük çoğunluğu özeldir. Anaokulu öğretmenlerinin 4 yıllık üniversite, 2 yıllık kolej veya ulusal açık üniversite mezunu olmaları gerekmektedir. Şu anda büyük çoğunluğu 2 yıllık kolej mezunudurlar. Okuldaki kıdemleri başkan, başkan yardımcısı, öğretmen (3 düzey) olmak üzere beş ayrı aşamada düzenlenmiştir.

Her aşamadan yükselebilmek için alınması gereken hizmet içi eğitim sertifikaları vardır. Gündüz bakım merkezlerinde çalışacak kişiler için de iki ayrı düzey vardır. 2. Düzeyde, lise mezunu olmak ve sağlık ve refah bakanlığının öngördüğü 1000 saatlik kursu almak gerekirken 1.Düzeyde erken çocukluk eğitimi veya sağlığı konusunda 2 yıllık koleji bitirmeleri gerekmektedir.

Irak’ta 4-5 yaşlarındaki çocuklar anaokullarına gitmektedir ve bu çağdaki çocukların ancak % 5,7’si okula gidebilmektedir. 1991 yılından 2003’e kadar ülkede yaşanan olumsuz koşullar nedeniyle hem bu oranda hem de anaokulu sayısında düşme kaydedilmiştir (% 7’den % 5,7’ye düşmüştür).

Çin Halk Cumhuriyeti, nüfusu çok yüksek bir ülke olduğu için 0-6 yaş arasındaki çocukların sayısı da 200 milyon civarındadır. Ancak % 20-25’i okul öncesi eğitime devam edebilmektedir. Bu oran kentlerde % 60-70 olurken kırsal kesimde % 20-30 oranındadır. Bu ülkede okul öncesi eğitim hizmeti veren üç tür kurum bulunmaktadır. Yuva, anaokulu ve anasınıfı. Bunlar hükûmet, enstitüler veya özel sektör tarafından yönetilmektedir. Genellikle yarım gün hizmet veren anasınıfları ilkokullara bağlıdır ve bilgiyi ön planda tutan akademik amaçlı okul öncesi eğitim kurumlarıdır. Öğretmenler öğretmen okullarından yetişmektedirler. Bu ülkedeki okul öncesi eğitim kurumlarında ahlâk eğitimi ve aile eğitiminin önemli bir yeri vardır.

Hong Kong’da devletin özel idarî bölümünün eğitim dairesi okul öncesi eğitim kurumlarının genel eğitsel kalitesinden sorumluyken sosyal refah dairesi bu kurumların devlet standardına uyma durumunu denetlemektedir. Okul öncesi eğitim kurumları kreş (0-2 y.) ve gündüz bakımevi (2-6 y.) diye ikiye ayrılmaktadır. Ayrıca 3-6 yaş arasındaki çocuklar Hong Kong’taki anaokullarına devam edebilmektedirler. Bunun yanı sıra birkaç uluslar arası okul da vardır. Öğretmenlerden biri başöğretmen diğerleri yardımcı öğretmen olarak çalışmaktadır. Baş öğretmen olmak için bir yıllık yarı zamanlı bir eğitim programından geçmek gerekmektedir. Hong Kong’taki yer darlığından dolayı okulların çoğunluğu ikili eğitim yapmakta ve dolayısıyla öğretmenlerin çoğu da günde iki ayrı grupla çalışmaktadır.

Image Hosted by ImageShack.us

Yeni Zelanda da anaokulları, yerli halkın dili ve kültürünün eğitiminin verildiği merkezler, oyun merkezleri, çocuk bakım merkezleri, Pasifik adaları erken çocukluk eğitimi merkezleri, ev temelli servisler, toplum oyun grupları ve hastanelerdeki oyun odaları gibi eğitim kurum veya ortamları vardır. Beş yaşın altındaki çocukların yaklaşık % 56’sı bu eğitime katılmaktadır.

3-5 yaşlarındaki çocukların gittiği anaokullarında daha küçük olanlar haftanın üç günü öğleden sonra okulda olurken daha büyükler haftada beş sabah da okula gelirler. Bütün öğretmenlerin diplomalarını almış olması gereklidir. Aile katılımı çalışmaları için okullar cesaretlendirilmektedir. Her anaokulunun kendi ebeveyn birliği/komisyonu vardır fakat yönetim sorumluluğu ulusal birliğe bağlı olan bölgesel anaokulları organizasyonundadır.

Filipinler, Eğitim Kültür ve Spor Bakanlığı geliştirdiği politikalarla resmî ilköğretim okullarının ebeveyn-öğretmen birliklerinin de desteğiyle 5-6 yaş için okul öncesi sınıfları amaçlarını cesaretlendirmektedir. 2000 yılı itibarıyla 3183 özel anaokulunda 269.273 çocuk; 5464 resmî anaokulunda ise 256174 çocuk kayıtlıdır. Özel ve resmî anaokullarının yanı sıra din eğitimi veren, hıristiyan aile yaşamını, öğreten okullar, öğretmen enstitülerine bağlı uygulama anaokulları ve Montessori okulları bulunmaktadır.

Almanya’da anaokulları 1840’lı yıllarda görülmeye başlanmış, gerçek bir okul öncesi eğitim anlayışı ise Frobel ile birlikte yaygınlaşmıştır. 6 yaşla birlikte zorunlu eğitim başlamaktadır. Oyun ile eğitimin öneminin vurgulandığı bu ülkenin batısında okullaşma oranı % 73, doğusunda ise % 96’dır. Doğu Almanya ile Batı Almanya birleştikten sonra doğudaki merkeziyetçi sistemin yerini batı sistemi almıştır. Kurumlar günlük bakımevleri (0-3 y.), anaokulları (3-6 y.), tam gün anaokulları (0-12 y.), 5 yaş grubu çocuklar için ilkokullar içindeki anasınıfları, aile bakım merkezleri (0-3 y.) ve engelli çocuklar için özel anaokulları şeklinde gruplandırılmaktadır. Öğretmenler meslekî yüksekokulu veya üniversite mezunudurlar.

Belçika’da da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Öğretmenler meslekî yüksek eğitim enstitüsünden mezun olmak zorundadırlar. Okul öncesi dönemdeki çocukların okullaşma oranı yaklaşık % 95’tir. Belçika federal bir devlet olduğu için eğitim sisteminde devlet, bölge, komün ve Katolik kilisesi tarafından desteklenen kurumlar vardır. Anaokulları parasızdır ve isteğe bağlıdır. Sınıflar genellikle yaş gruplarına göre ayrılır.

İngiltere’de okul öncesi eğitim hizmeti, resmî kurumlar, gönüllü kuruluşlar ve özel sektör tarafından verilir. Resmî kurumlara bağlı okul öncesi eğitim kurumları ücretsizdir. Diğerlerinde ise verilen hizmete ve ailenin durumuna göre ücret alınır. Bu kurumlar çok çeşitli yapılarda oluşmuştur. Anaokulları, ana sınıfları gündüz bakımevleri, oyun grupları, birleşik okul öncesi merkezleri, aile merkezleri, bebek ve ebeveyn klüpleri gibi. İngiltere, oyuncak kütüphanelerinin en yaygın olduğu ülkedir. İngiltere de zorunlu okula başlama yaşı 5’tir. Öğretmenler dört yıllık üniversite veya yüksekokul mezunudur. 3-5 yaş arası okullaşma oranı % 53’tür.

Hindistan’da okul öncesi eğitim, devlet ve gönüllü sektör tarafından günlük bakım, kreş ve anaokulları ile gezici kreşler aracılığıyla gerçekleştirilir. Ancak şehirlerin yoksul varoşlarında yaşayan, tarım ve ev işlerinde çalışmak zorunda kalan, kırsal kesimde yaşayan, geçici mevsimlik işçilerin çocuğu olan küçük çocuklar bu eğitimden yeterince yararlanamamaktadır. Üst sınıflara hizmet eden kurumlar dışındaki özel okul öncesi eğitim kurumlarında çocuğun anadili kullanılır.

Amerika’da ulusal bir müfredat programı olmadığı için genel amaçlar belirlenmiştir. Her eyalet kendi sistemini oluşturmuştur. Küçük çocukların eğitimi ile ilgili vakıf veya birliklerin geliştirdiği programlar kullanılmaktadır ( NAEYC gibi ).

Danimarka’da 0-10 yaşlarında çocuğu olan annelerin % 76’sı ev dışında çalıştığı için ülkede aile ve çocukların yararına kanunlar çıkarılmış ve imkânlar sağlanmıştır. Yerel yönetimler çocuk bakımını sağlamak, yürütmek ve kontrol etmekle yükümlüdürler. Tam gün anaokulları farklı yaş grupları için merkezler, okul sonrası programlar ve gündüz bakımevleri vardır. Zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 3-6 yaş arası okullaşma oranı ise yaklaşık % 100’dür. Öğretmenlerin meslekî yüksek eğitim enstitüsünü bitirmeleri gerekmektedir.

Finlandiya’da da zorunlu okula başlama yaşı 7’dir. Öğretmenlerin üniversite mezunu olması gerekmektedir. 3-6 yaş arası okullaşma oranı % 63’tür. Merkezî, bölgesel ve yerel yönetimler eğitim çalışmalarını yönetir.

Image Hosted by ImageShack.us

 

Gündüz bakımevlerinden Sosyal Hizmetler ve Sağlık Bakanlığı ile Ulusal Sosyal Yardım Kurulu; İlkokullar bölgesindeki okul öncesi eğitimden ise Eğitim Bakanlığı ve Ulusal Genel Eğitim Kurulu sorumludur.

Fransa’da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. Beş yaşındaki çocukların % 100’ü okula giderken, 3 yaşın altındakiler için bu oran % 20’dir. Öğretmenler üniversite mezunu olmak zorundadırlar. Bu ülkede okul öncesi eğitimin asıl amacı yetersiz koşullarda bulunan ve annesi çalışan çocukların ilkokula hazırlanmalarına yardımcı olmak olduğu kadar, özel eğitim gerektiren çocukların erken teşhis ve tedavisini de sağlayabilmektir.

İtalya’da 1827’lerde ilk çocuk bakım merkezinin kurulmasıyla başlayan eğitim çalışmaları, çıkarılan ve düzenlenen yasalarla tüm çocukların eğitilmeleri gerektiği vurgulanarak devam etmiştir. Zorunlu eğitim yaşı 6’dır. 6 ay -3 yaş arası çocuklar çocuk bakım merkezlerine, 3-6 yaş arası çocuklar ise anaokullarına verilmektedir. Agazzi, Montessori ve Reggio Emilio okulları açılmış, İtalyan kültürünü yansıtan, sanat ve estetik konuları ile çevreye önem veren Reggio Emilio okulları daha çok yaygınlaşmıştır. Oyuncak kütüphaneleri de hızlı bir gelişim göstererek yaygınlaşmıştır. Öğretmenler üniversite mezunu olmak zorundadırlar. Devlet okullarında çalışanların iki yılda bir sınavdan geçmeleri gerekmektedir. 3-6 yaş arası okullaşma oranı % 92’dir.

İsveç’de okula başlama yaşı 7’dir. 3-6 yaşta okullaşma oranı ise yaklaşık % 100’dür. Belediyeler, özel sektör, kooperatif ve aile birlikleri okul öncesi eğitim kurumu açabilmektedirler. İsveç’te de Danimarka’da da bu dönemde okuma-yazma ve matematik öğretilmemektedir. Dil gelişimine çok önem verilen bu ülkede erken çocukluk eğitimi yaklaşımı benimsendiği için öğretmenler hem  okul öncesi , hem de ilköğretim birinci kademede öğretmenlik yapabilecek şekilde öğrenim görmektedirler.

Yunanistan’da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 3-6 yaş arasında okullaşma oranının % 64 olduğu bu ülkede öğretmenlerin Meslek Yüksek Eğitim Enstitüsünden mezun olmaları gerekmektedir. Okul öncesi eğitim kurumlarının sayısı yeterli değildir.

Portekiz’de zorunlu okula başlama yaşı 6, 3-6 yaş arası okullaşma oranı ise yaklaşık % 40’dır. Öğretmenlerin Meslek Yüksek Eğitim Enstitüsü mezunu olmaları gereken bu ülkede çok çeşitli kurumlar açılmış- gündüz bakım evleri, ana okulları, farklı projeler gibi- daha  sonra eğitimin diğer kademeleri ile de paralelleşerek daha merkezî bir yönetim sistemi kazanmıştır.

İspanya’da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 4-5 yaşları için okullaşma oranı % 90, 5 yaş için % 100 , 3 yaş için ise yaklaşık % 55’dir. Öğretmenler üniversite mezunu olmak zorundadır. 0-3 yaşındaki çocukların gittiği okullara çocuk bahçesi, 4-5 yaşındaki çocukların gittiği okullara ise anaokulu denmektedir. Bu kurumların sorumluluğu Eğitim Bakanlığı, Çalışma Bakanlığı, Ulusal Sosyal Yardım Enstitüsü, Belediyeler ve özel kuruluşlar gibi çeşitli kuruluşların üzerindedir.

İrlanda’da da zorunlu okula başlama yaşı 6’dır. 4-5 yaşlar ilkokulların bünyesindeki anaokullarına devam etmektedirler. Bu okullar ilkokul müdürünün sorumluluğu altındadır. 5 yaş grubu çocuklarda okullaşma oranı % 100 iken, 4 yaş için bu oran % 50’ye düşmektedir. Öğretmenlerin üniversite mezunu olmaları gerekmektedir.

UNICEF’in 2004 yılı Dünya Çocuklarının Durumu Raporu’na göre okul öncesinde eğitim almak kız çocuklara erkeklerden görece daha fazla yararlı olmaktadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, okul öncesi eğitim, aile içi ilişkilerin ve ardından da toplumsal cinsiyet kalıplarının sorgulanabileceği ilk noktadır.

Yapılan araştırmalar, ev dışı uygun bir bakımın çocuğun okula hazırlanması açısından özellikle önemli olabileceğini göstermektedir.

Nepal’de çocuklarla ilgili olarak yakınlarda yapılan bir araştırma, yaygın okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden çocukların % 90’ının ilkokula başladığını, buna karşılık okul öncesi eğitim kurumlarına gitmeyenler arasında bu oranın % 70’e düştüğünü göstermiştir. Belki de daha çarpıcı olan şudur: İkinci gruptakilere bakıldığında birinci gruptakilerin yüzde 80’i okullarına devam ederken, diğer gruptan olup okuluna devam edenlerin oranı ancak % 40’tır.

Çocuklarımızın erken yaşlarda doğru eğitimi alabilmeleri için yapmamız gereken, sivil bir birey, özel sektör veya kamuda çalışan bir yurttaş olarak elimizden gelenin en iyisini yapmak üzere harekete geçmektir.

 

Gelengül HAKTANIR
Prof. Dr.; Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi
İlköğretim Bölümü Okul Öncesi Eğitimi Anabilim Dalı
ANKARA

 

 

 

***bu yazı  Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi'nden alınmıştır.***

5180
0
0
Yorum Yaz