FAST FOOD Besliyor mu? Zehirliyor mu?

2007-01-25 13:00:00

 

Bilim ve teknoloji son sürat ilerlemeye devam ederken insanî ihtiyaçlarımızın karşılanması da bu ilerlemelerden nasibini alıyor. Zamanın hızla aktığı hissinin pekçok insanın ortak görüşü olduğu çağımızda artık herşeyde olduğu gibi yemek hazırlama ve yeme konusunda da en pratik çözümler tercih ediliyor. Batı toplumlarından sonra Doğu ülkelerinde de kadınların önemli bir kesiminin çalışma hayatının içine girmesiyle birlikte bu pratik tercihler daha da ön plâna çıktı. Ülkemizin hâlâ akşam sofraya getirmek üzere özenle yemek yapan hanımları, aşçılıkla ün yapmış ilçeleri olsa da Batının "hızlı yemek - fast food" kültürü giderek bizi de esareti altına alıyor.

Son dönemlerde bazı besinlerin antibiyotiklerle, hormonlarla dengelerinin bozulması tartışılırken biz de bu fast food kültürüne bir göz atalım isterseniz. Özellikle gençlerin ve çocukların en büyük hedef kitlesini oluşturduğu fast foodlar insanı gerçekten besliyor mu, yoksa götürdükleri getirdiklerinden çok olup, toplumları tüketiyor mu?

 

Image Hosted by ImageShack.us



Amerikan kaynaklı belli başlı markaların ürettiği hamburger, çizburger, pizza gibi yemek çeşitlerinin yanısıra Türkiye'ye has balık-ekmek, simit, döner gibi yemek alternatiflerinin dahil olduğu fast food, "ayak üstü beslenme", "hızlı hazır yemek sistemi" gibi ifadelerle dilimize yerleşmiş. Amerika'da yaygınlaşmaya başladığı yıllarda yol kenarlarını tercih eden ve ucuz, vasıfsız işçilerle çok seri bir şekilde talepleri karşılayan fast food restoranları, insanların yemek yeme alışkanlıklarından, çiftçiliğe kadar hemen her alanda büyük değişiklikler getirmiş. Biz bu geniş etki alanından sadece sağlığa değineceğiz.

Tüm sağlık uzmanlarının belirttiği gibi fast food sistemi dengeli bir beslenme sağlamıyor. Günümüzde salata çeşitleri gibi en azından vitamin ihtiyacını karşılayan fast food ürünleri olsa da, enerji, yağ, mineral yönlerinden olumsuz etkisi var çoğu fast food çeşidinin.

Sağlık Bakanlığının internet sitesinde yer alan bilgiye göre fast-food ürünlerde en önemli sorun yüksek enerji içermeleri. Bu tür yerlerde yenen vasat bir öğünün enerji içeriği 400 kaloriden başlayıp 1500 kaloriye yükselebiliyor. Bu enerjinin çoğu da yağ ve şekerden geliyor.

Ortalama olarak fast food ürünlerindeki enerjinin % 40 - % 60'ı yağlardan gelmektedir. Peynir, mayonez gibi ürünler ve derin yağda kızartma gibi yöntemler fast food menünün yağ içeriğini arttırır. Tavuk ve balık ürünleri fast food restoranlarda en iyi seçenek olarak düşünülse de bu ürünler bir harca (sulu hamur, yumurta, un, galeta vb.) bulanıp derin yağda kızartıldıkları için kızartma işlemi sırasında yüksek miktarda yağ çekerler. Bu nedenle, balık ve tavuk ürünleri, satışa sunulan bir hamburger ya da fırınlanmış dana etinden yapılan bir sandviçten daha sağlıklı değil.

 

Image Hosted by ImageShack.us



Fast-foodların sağlık üzerine olumsuz etkileri


1. Fast food ürünlerindeki yağın çoğu hayvansal kaynaklı olup, çoğunlukla doymuş yağ asiti içerir. Yağdan gelen enerjinin artması başta koroner kalp hastalıkları ve kanser olmak üzere birçok kronik hastalıklar için risk faktörüdür.

2. Hızlı hazır yiyeceklerin posa içeriği düşüktür. Diyet posasının yetersizliği ise kolon, rektum kanser riskini arttıran faktörlerdendir.

3. Fast food restoranlarda tüketilen besinler, A vitamini, C vitamini ve kalsiyum yönünden yetersizdir. Ancak bilindiği gibi C vitamini, A vitamini ve ön öğesi olan karotenoidlerin düşük düzeylerde alınımı, bağışıklık sisteminin yetersizliğine, kardiovasküler hastalıklara ve katarakt riskinin artmasına neden olmaktadır.

4. Derin yağda kızartma yöntemi fast-food restoranlarda sıkça kullanılmaktadır. Bu yağlar 10-12 saat kullanılmaları nedeniyle kimyasal ve fiziksel değişikliklere uğramakta ve çabuk bozulmaktadır. Kızartma sırasında E vitamini kaybı oluşmakta, proteinli besinlerin yanması ile de kanser yapıcı nitroz bileşiklerinin oluşumu artmaktadır. Yağda kızartılmış yiyeceklerin sık ve sürekli tüketimi, kardiyovasküler ve sindirim sistemi hastalıkları ile kanser riskini arttırır.

5. Fast-food beslenme şeklinde kolalı içecekler, çay ve kahve sıklıkla tüketilmektedir. Aşırı kafein alımı sinirlilik, huzursuzluk, uykusuzluk ve kan basıncında yükselme gibi durumlara neden olur. Ayrıca, bu tür içeceklerin fazla miktarda tüketimi, bu içeceklerin içerisinde bulunan tanenlerin besinlerde bulunan demiri bağlamasına ve vücutta demirin emiliminin azalmasına neden olurlar.

6. Fast-food menüler bileşiminde görünür tuzun dışında da yüksek miktarda sodyum ihtiva ettiklerinden yüksek kan basıncının oluşmasına katkıda bulunurlar. Aşırı sodyum alımı hipertansiyon, mide kanseri ve osteoporoz riskini arttırır.

7. Ayak üstü beslenmede yiyeceklere renklendiriciler, aroma artırıcı maddeler, tatlandırıcılar, antimikrobiyal maddeler vb. gibi katkı maddeleri eklenmektedir. Bu katkı maddelerinin uygun kullanılmaması ve katkı maddelerini içeren fast-food ürünlerin sık tüketimleri uzun dönemde kanser riskini arttırır.

8. Ayak üstü beslenme sisteminin uygun ve hijyenik koşullarda yapılmaması, enfeksiyon riskini arttırır.


 


 


Fast food türü yiyeceklerin sağlığa bu kadar olumsuz etkileri olduğu her türlü yayın organında anlatılırken tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de insanlar ya bu zararların farkına varmayarak ya da umursamamayı tercih ederek fast food alışkanlığını devam ettiriyor. Ve maalesef çocuklar, gençler eğitim kurumlarında bu zararlı ürünleri tüketiyor. Türkiye Diyabet Vakfı ve Diyabet Yaşam Derneği'nce yapılan "Okul Çocuklarında Beslenme Sorunları" araştırmasına göre, İstanbul'daki okul kantinlerinin yüzde 97'sinde salata, yüzde 45'inde süt bulunmazken, buna karşın tamamında kola ve cips satılıyor. Kantinlerde satılan diğer yiyecekler arasında sosisli sandviç, tost, çikolata, hazır kek, şeker ve gazoz gibi içecek ve yiyecekler yer alıyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilimdalı Sosyal Pediatri Ünitesi'nden Doç Dr. S. Songül Yalçın, "Fast-food"ların sahip oldukları yüksek enerjinin % 40-50'sinin yağdan geliyor olduğuna dikkat çekerek, bu tip besinlerin özellikle obezite ve yüksek tansiyon gelişmesine zemin hazırladığını belirtiyor
.

 

Image Hosted by ImageShack.us



Amerikalı yetişkinlerin % 61'inin aşırı kilolu veya obez sınıfında yeralmasının en büyük nedeni olan fast food alışkanlığı, masa başında çalışan, düzenli spor yapmayan ve bu çeşit beslenme yoluyla aldığı enerjiyi harcayamayan her ferdi aynı akıbete doğru sürüklüyor.


Fast food ürünlerinin aşırı yağlı olmasının yanında çeşitli sebeplerle katkı maddeleri içeriyor olmaları da insan sağlığını tehdit ediyor. Kola, şekerleme, cips, hamburger, salam ve sosis gibi yiyeceklerde, gerek uzun ömürlü olması, gerekse renklendirilmesi gibi amaçlarla katkı maddeleri kullanıldığının altını çizen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Endokrin-Metabolizma ve Diyabet Bilim Dalı uzmanı diyetisyen Dr. Aliye Özenoğlu: "Bu katkı maddeleri vücutta kanserojen maddelere dönüşüyor. Özellikle gelişme çağındaki çocuklar için bu tür yiyecekler uygun değildir ve tüketiminin alışkanlık haline getirilmemesi gerekir. Ayrıca boyalı, katkı maddeli, aşırı proteinli bu ve benzeri yiyecekler kişiyi daha saldırgan ve öfkeli davranışlar sergilemeye itebilir, kişiyi daha tetikte ve savunmaya hazır halde tutabilir" diyor.

Bazı anne babaların çocuklarını sevindirmek ya da mükafatlandırmak için tercih ettikleri fast food ürünleri kalsiyum bakımından da fakir gıdalar. İnsanları cezbeden lezzetlerine rağmen kalsiyum içeriği zayıf olan bu gıdalar aşırı tüketildiğinde ileriki yaşlarda kemiklerde eğilme ve kemiklerin kolay kırılması gibi sonuçlar doğurabiliyor.

Obezite Araştırma Derneği tarafından yapılan bir araştırmaya göre, 2025 yılında Türkiye nüfusunun % 40'ı aşırı şişman olacak. Buna fazla kilolular da eklenirse nüfusun % 70'inin şişman olması öngörülüyor. ABD'de ise her yıl şişmanlığa bağlı sağlık sorunları için 117 milyar dolar, kilo kaybettirici ürünlere ise 33 milyar dolar harcanıyor.

Ülkemize dair güzel bir durum, bu sonuçların sebepleri arasında başı çeken fast food ürünlerine karşı bilinçlendirme çalışması yapan bir girişimin var olması. Bir gazeteci ile bir tatlı üreticisinin 1999'da temelini attıkları bu girişim, "Sefertası Hareketi" adıyla fast fooda karşı kamuoyu oluşturmaya devam ediyor. "Sefertası Hareketi, evde yemek pişirilmesini ve aile sofralarını, fast foodun olumsuz etkilerine karşı toplumun bağışıklık mekanizması olarak görmekte ve teşvik etmektedir" diyen gönüllülerin bazı öğütleri de var. Siz de fast foodun olumsuz etkilerinden sakınmak istiyorsanız grubun şu tavsiyelerine kulak verebilirsiniz:

 

Image Hosted by ImageShack.us


1. Yemek yemeye ayıracağınız zamanı kaybedilmiş zaman saymayın. Yemek zamanı, sadece beslenme saatiniz değil, hayattan bir keyif almak için kendinize ayıracağınız zamandır.

2. Mümkün olduğunca dostlarınız, sevdikleriniz ile birlikte yemek yiyin; yemeğe sohbetin de tadını katın. (Buna bir fast food restoranında pek izin verilmez.)

3. Evde yemek pişirilmesini ve ailenin sofrada bir araya gelmesini teşvik edin. Yemek pişirene aile için çok değerli bir şey yaptığını hissettirin. Aile sofrasını çekici hale getirin.

4. Hiç değilse haftada veya onbeş günde bir ailece bir geleneksel lokantaya gidin veya evde alışılmışın dışında bir mönü hazırlayın; o gününüz sadece bu yemekten dolayı "özel" olsun.

5. Öğle yemeklerinde ev dışında iseniz, her gün aynı şeyi yemeyin. Arada bir evden iş yerinize yemek getirmekten yüksünmeyin.

6. Çocuğunuzun beslenme çantasına evde hazırlanmış yiyecekler koymaya gayret edin.

7. Çocukları fast food restoranlarının çekim alanından uzak tutmaya çalışın; ama, baskıcı, yasakçı değil, alternatif gösterici, geliştirici olun. Fast food bağımlısı olmuş erişkinler için yapabileceğiniz en iyi şey, onlara "afiyet olsun" yerine "kaloriniz, yağınız, tuzunuz, kolesterolünüz bol olsun" demektir. 

8. Fast food restoranlarında satılan köftemsi yiyeceklerin içinde ne olduğunu ve dünyanın her tarafına yayılmış, gittikçe çoğalan bu restoranların her yerde, her zaman aynı olan mönüleri için bunca etin, patatesin, diğer gıda maddelerinin nasıl tedarik edildiğini öğrenmeye çalışın.

9. Bir fast food restoranına gitmek zorunda kalırsanız, kendi kendinize keyifli bir yemek için orada bulunduğunuzu telkin ederek, atmosferi, nesneleri ve olup biteni iyice gözlemleyin. İnsanların ileri derecede rasyonelleştirilmiş bir sistem içinde otomatik bir tüketim makinası gibi hareket ettiklerini farkedeceksiniz.

10. Fast food sisteminin esasını kavramaya çalışın. Bu sistemin fast food restoranları dışında da hayatımızı dört bir yandan kuşattığını, benliğimizi sınırlandırdığını, bizi bütün dünya için biçilmiş insanîlikten uzak bir hayat tarzına sürüklediğini göreceksiniz.

 

Image Hosted by ImageShack.us



Hızlı tüketim alışkanlığının yemek yeme alanındaki yansıması olan fast food ürünlerinin zararlarının farkına varanlar, buna alternatifler de sunmuşlar. Batı dünyasına George Ohsawa tarafından 1920'lerde tanıtılan makrobiyotik beslenme bu alternatiflerden. Temelde tahıl, bakliyat, taze sebze-meyve ve yemişlerden oluşan bir beslenme modeli olan makrobiyotik beslenme, bedensel, ruhsal ve zihinsel sağlık için rafine edilmemiş, katkı maddeleriyle zenginleştirilmemiş, şekli ve yapısı değiştirilmemiş besinlerin sofralardan eksik edilmemesini tavsiye ediyor.

İbn-i Sina'nın, "Tıp ilmini iki satırda topluyorum. Sözün güzelliği kısalığındadır. Yediğin vakit az ye. Yedikten sonra da dört-beş saat yeme. Şifa hazımdadır; yani, kolayca hazmedeceğin miktarda ye. Nefse ve mideye en ağır ve yorucu hal, yemek üstüne tekrar yemektir." sözüne de burada yer verebiliriz sanırım. Çünkü fast foodlar geçici bir tokluk hissi oluşturduğu için beraberinde daha çok yemek yemeyi getiriyor.

Kimya laboratuarlarında oluşturulan ve dünyanın her yerinde aynı olan tadlarıyla neredeyse bağımlılık doğuran fast food ürünlerinin uzun vadede insanlardan neleri götürdüğü herkesin üzerinde düşünmesi gereken konular. Morgan Spurlock'un  "Şişir Beni" adlı filmi ve Eric Schlosser'in "Hamburger Cumhuriyeti" adlı kitabı size bu düşünme eyleminde yardımcı olacak ve fast food hakkındaki fikirlerinizi değiştirmenizde -eğer hâlâ değişmediyse- katkıda bulunacaktır

 

 

***naciye kaynak***

 

 

***bu yazı bizimaile dergisinden alınmıştır.***

807
0
0
Yorum Yaz