UNUTULMAYA YÜZ TUTMUŞ ÇOCUK OYUNLARI (SİNOP-BOYABAT BÖLGESİ)

2006-10-21 08:22:00

 

İngiltere’de yayın yapan ünlü televizyon kanalı BBC’nin eğitim uzmanları,“Televizyonda Yayınlanan Çocuk Programlarının Nitelikleri” konusunda hazırlamış oldukları raporu şu çarpıcı ifade ile noktalıyorlar:“En iyi çocuk programı çocuğu televizyon erkanlarından uzak tutan programdır.”

Televizyon, henüz, ailemizin vazgeçilmez bireyi olmadan; He-Manler, Pokemonlar, Dijimonlar, Ninja Kaplumbağalar çocuklarımızın erişilmez güzellikteki düşlerini kirletmeden önce onların masumâne dünyasının dışa yansıması olan bize has çocuk oyunlarımız mevcuttu.

Şehirlerimizin, kasabalarımızın ve köylerimizin sokak aralarında veya boş arsalarında oyun oynayan çocukların bülbülvâri şakımaları yankılanır; oyunun doyumsuz tadıyla büyülenen afacanlara seslerini duyurmakta zorlanan dünyalar güzeli annelerin tatlı azarları işitilirdi.

Karadeniz’in şirin illerinden biri olan Sinop ilimizin Boyabat ilçesinde ve köylerinde de çocuklar kendi oyuncaklarını kendileri yaparak tadına doyum olmayan çocuk oyunları oynamaktaydılar.“Oynamaktaydılar” ifadesini kullanıyorum zira yaşanan göçler ve televizyonun çocukları esir alan programları bu oyunların büyük ölçüde unutulması tehlikesini gündeme getirmiştir.Çocukların artık nadiren oynadıkları bu oyunların bazılarından bahsederek hafıza tazelemek istiyorum:

Image Hosted by ImageShack.us

 

EDE EDE GÖNDÜRE

Yaz mevsiminin sıcak ve kurak geçtiği günlerde oynanan bir oyundur. Buğdayların sararmaya, fasulye sırıklarının ve mısırların güneşe boyun eğmeye başladıkları günlerde, çocuklar düz, genişçe ve iki metre civarında bir tahta temin ederek; üzerine daire şeklinde çamurdan bir yuva yaparlar.İçi su ile doldurulduktan sonra dereden bir kurbağa yakalanarak bu yuvanın içine yerleştirilir ve ağzı taş bir kapakla kapatılır. Sonra çocuklar tahtayı omuzlarına alarak ev ev dolaşmaya başlarlar.Bir yandan da aşağıdaki tekerlemeyi hep bir ağızdan avaz avaz bağırarak söylerler:

“Ede ede göndüre,

Dam üstünde boyunduruk,

Susuzluktan bayıldık.

Teknede hamur,

Tarlada çamur,

Ver Allah’ım ver!

Sicim gibi yağmur”
 

Her evin önünden geçerkençıkartma (balkon)danüzerlerine su dökülür. Çocuklar ıslanmamak için tahtanın altına sığınmaya çalışırlar.Uğranılan her evden yumurta ve yağ alınır.

Köydeki veya mahalledeki her ev ziyaret edildikten sonra istikamet dere kenarıdır. Kurbağayı özgürlüğüne kavuşturan çocuklar deredeki gölcüklerde doyasıya “suya yunduktan” sonra topladıkları yumurtaları pişirerek afiyetle yerler.

YEDİ KAYA OYUNU

Oyunun malzemesi yumruk büyüklüğünde bir top ve etrafı kırılarak daire şekline getirilmiş yedi adet küçük kayadır. Bu oyunda kullanılan top, eski bir çorap içine kumaş parçaları doldurularak yapılır.

Oyuna katılacak çocuklar eşit şekilde iki gruba ayrıldıktan sonra oyuna önce hangi tarafın başlayacağını belirlemek için sayışma yapılır.Bu yörede en yaygın olarak söylenen sayışma tekerlemesi şöyledir:

Image Hosted by ImageShack.us

 

“Birem birem

İkem ikem

Demir diken

Ayna kuran

Zurna çalan

Halp hulp

Altın top

Bundan başka

Oyun yok

Çıt mıt

Nerden geldin

Ordan çık.”
 

Sayışmayı kazanan taraf oyuna başlar. Yedi adet kaya parçası yüksekçe bir yere üst üste dizilir. Beş adım sayılarak uzaklaşılan mesafeye bir çizgi çizilir.Sayışmayı kazanan taraf bu çizginin ardından topla atış yaparak kayaları devirmeye çalışır.Gruptaki çocuklardan hiç kimse bunu başaramazsa atış sırası diğer gruba geçer.Taşları devirmeyi başardıklarında ise oradan hızla uzaklaşırlar.Diğer grubun lideri taşların dağıldığı yerden topu fırlatarak rakip oyuncuları vurmaya (yakmaya) çalışırken oyun arkadaşları da en kısa süre içinde topu tekrar ona ulaştırmanın mücadelesini verirler.Vurulan (yanan) oyuncu oyun dışında kalır.Yanmayanlarsa top geri dönene kadar hızla gelip devirdikleri kayaları yeniden dizmeye çalışırlar.

Ekibin tamamı yanmadan dizme işlemini tamamlayabilirlerse bir oyun kazanmış olurlar. Taşları hiç kimse deviremezse veya devirdikten sonra tekrar dizmeyi başaramadan ekibin tamamı yanarsa oyun hakkı diğer gruba geçer ve oyun böylece devam edip gider.

ÇELİK ÇOMAK OYUNU

İki kişi ile veya iki grup oluşturularak oynanan bir oyundur.Engül denilen bir metre uzunluğunda bir sopa ile bilik  denilen yirmi cm. uzunluğundaki bir çubuk bu oyunun araçlarıdır.

Önce yere büyükçe bir daire çizilir, sonra oyuna önce kimin başlayacağını belirlemek için sayışma yapılır.Oyuna önce başlama hakkını kazanan oyuncu biliği havaya atıp yere düşmeden engülle vurarak uzaklara fırlatır.Diğer oyuncu biliği düştüğü yerden alıp eliyle fırlatarak dairenin içine sokmaya çalışır.Dairenin yanındaki oyuncu ise engülle vurarak biliği daireye sokmamaya, uzaklaştırmaya çabalar. Uzaklaştırdığında ise daire ile bilik arasını engülle ölçer.

Oyun önçesinde kararlaştırılan sayı hedefine önce ulaşan oyuncu oyunu kazanır.Oyuncu engülle biliğe vurup fırlatamazsa (ıskalarsa) ve diğer oyuncu geri fırlattığı zaman bilik dairenin içine düşürse oyun el değiştirir.

Image Hosted by ImageShack.us

KİBRİT (HIRSIZ-JANDARMA) OYUNU

Her ne kadar uzun kış gecelerinde oynanan bir çocuk oyunu olsa da çoğu zaman büyükler de bu oyuna katılmadan duramazlar.

Oyun için bir masa (bu çoğunlukla yufka açmakta kullanılan sofradır), bir kutu kibrit ve en az dört oyuncu gereklidir.Masanın etrafına oturan oyuncular, kenarı boşa çıkacak şekilde masaya konulan kibrit kutusuna alttan vurarak havaya fırlatırlar.

Kutu masaya düştüğünde dik tarafı üzerine durursa atan kişi hâkim ünvanını alır. Yan tarafı üzerine dik durursa o kişi jandarma görevini üstlenir. Düz kısmının bir tarafı davacı, diğer tarafı suçlu olarak belirlenir.Oyunculardan biri suçlu tarafı attığında jandarma onu hemen elinden yakalar ve hâkime“suçüstü yakaladım” der.Davacı da şikâyetini dile getirir.

Suçun ehemmiyetine göre hâkim bir cezaya hükmeder.Bu ceza genellikle, ceviz kırarak oyunculara ikram etmek ve patates haşlayıp sofra kurmak şeklindedir.

TOT OYUNU

Genellikle erkek çocukları arasında oynanan, biraz sertlik ve güç gerektiren bir oyundur.

Her oyuncu kendine yemek tabağı büyüklüğünde bir taş bulur. Sonra, irice bir muma benzeyen ve adına “tot” denilen bir taş, düz bir kaya üzerine dikilir.Buradan beş adım uzaklıktaki bir noktaya çizgi çekilir. Bütün oyuncular çizginin arkasından ellerindeki kaya parçası ile atış yaparak totu yıkmaya çalışırlar. Totu yıkmayı başaran oyuncu devrilme mesafesi ile dikilme mesafesi arasındaki uzaklığı ayağı ile ölçer.Bu ölçme işlemi esnasında -her ayağa bir kelime denk gelecek şekilde- şu sayma tekerlemesi söylenir:

Nal mıh

Kaysı saysi

40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49

Ne topuz?

Yaman topuz.

Yarım elma, bütün elma

Harul hurul

Çık da gel kurtul.
 

Bu saymayı önce tamamlayan oyuncu oyunu kazanır.Bu oyunu oynarken dikkatli olmak gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Oyuncular ellerindeki taşlarla dikkatsiz atış yaptıklarında birbirlerini incitebilirler.

***

Bu oyunların dışında Beştaş, Yakartop, Esir,Seksek,Çivi Oyunu,Kuyu Oyunu gibi bir çok oyunun oynandığı bu yörelerimiz gün geçtikçe çocuk cıvıltılarına hasret kalmakta ve ülkemizin her köşesinde olduğu gibi buralarda da sokaklar çocuklar tarafından terk edilmenin yalnızlığını yaşamaktadır.Bu sokaklar sanki kucaklarını çocuklara açmış haykırıp durmaktadır: Haydi Çocuklar Oyuna!

 

Mahmut KILIÇALP
Alaçam Kız Meslek Lisesi
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
SAMSUN

 

 

***bu yazı  Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Dergisi'nden alınmıştır.***

2685
0
0
Yorum Yaz